head
2183026 810x458 75f08
Çarşamba, 21 Ağustos 2019

Dünya

Irak'ın Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Dışişleri Bakanlığına çağrıldı...

 

Dışişleri Bakanlığı, PKK’ya yönelik operasyonlarda sivil zaiyat olduğu yönündeki iddialara istinaden Irak Büyükelçiliği Mazlahatgüzarını bakanlığa çağırdı. Dışişleri Bakanlığına çağrılan Irak'ın Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarına, Türkiye'nin teröristlere yönelik (sınır ötesi) operasyonlarının kararlılıkla süreceği bildirildi.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Irak Büyükelçiliği Maslahatgüzarı bugün Bakanlığımıza çağrıldı. Maslahatgüzara, PKK’ya yönelik operasyonlarımızda sivil zaiyat olduğu yönündeki iddialarına istinaden dün yaptıkları açıklamayı kabul edilemez bulduğumuz söylendi. IKBY’nin bölgesinde düzenlenen harekata ilişkin IKBY makamları PKK’yı sorumlu tutan açıklama yapmışken, Irak’ın PKK’ya atıfta dahi bulunmayan açıklamasının, ikili ilişkilerimizde son dönemde üst düzey ziyaretlerle yakalanan olumlu ivmeyle örtüşmediği vurgulandı. Irak’ın egemenliğine değer verdiğimiz, bu nedenle de topraklarında teröristleri barındırmaması gerektiği belirtildi, operasyonlarımızın kararlılıkla süreceği kaydedildi.

Pentogan'dan bir S-400 tepkisi daha: Rusya'ya asker gönderilmesi dönüm noktası oldu..

Ankara-Washington hattında devam eden S-400 krizi 'doğrudan yaptırımlar'la yeni bir süreç girerken, Pentogan'dan Türkiye'ye bir tehdit daha geldi. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Lord, Türk askerlerinin S-400 eğitimi için Rusya'ya gönderilmesinin ABD'de hayal kırıklığı yarattığını belirterek "Türkiye F-35 savaş uçağı projesinden çıkarılacak" dedi.
Savunma Bakanlığı S-400 kriziyle ilgili basına brifing verdi. ABD Savunma Bakan vekili Shanahan'ın, Bakan Akar'a gönderdiği mektubun da değerlendirildİği brifingde ABD Savunma Bakan Yardımcısı Ellen Lord, Türkiye'nin; askerlerini S-400 sistemleri ile ilgili eğitim için Rusya'ya gönderme kararının ABD'yi hayal kırıklığına uğrattığını belirtti.

Lord, ABD'nin Türkiye'nin askerleri uzmanlarını S-400 füze savunma sistemleri ile ilgili eğitim için Rusya’ya gönderme kararının ülkesi için dönüm noktası olduğunu belirterek, gelişmenin hayal kırıklığına neden olduğunu söyledi.

Washington'un Türkiye ile stratejik ortaklığa ve diyaloğa büyük değer verdiğini söyleyen Lord "Ancak ABD, Türkiye'nin S-400 sistemleri ile ilgili eğitim için personel gönderdiğini öğrenince hayal kırıklığına uğradı. Bu ABD için dönüm noktası oldu. S-400’ler F-35’lerle uyumlu değil. Türkiye’nin S-400 sistemlerini teslim alması durumunda F-35’leri alamayacaklarını her düzeyde net bir şekilde ifade ettik" dedi.

"HENÜZ GERİ DÖNÜLEMEYECEK NOKTAYA GELMEDİ"

 


Bunun yanında atılan adımlardan hiçbirinin şimdiye kadar geri dönülemeyecek hale gelmediğini vurgulayan Lord "Eğer Türkiye S-400’lerin alımından vazgeçme kararı alırsa biz program kapsamındaki olağan faaliyetlerin devam etmesini sabırsızlıkla bekliyoruz " diye konuştu.

F-35 TEHDİDİ

Pentagon yetkilisi, özellikle de Türkiye’nin önümüzdeki çarşamba yapılması planlanan F-35'lerle ilgili yıllık yuvarlak masa toplantısına katılmayacağını, ayrıca programla ilgili norm güncellemelerinin de Türkiye'nin katılımı olmadan gerçekleştirileceğini ifade etti. Lord, tüm bunların 'Türkiye'nin F-35 program yönetim faaliyetlerine katılımının düzenli bir şekilde sona ermesinin kolaylaştırılması amacıyla' yapıldığına dikkat çekti.

Lord ayrıca Washington ile Ankara arasında anlaşma sağlanamaması durumunda şu anda F-35 eğitiminden geçen tüm Türk pilotların ve eğitmen pilotların 31 Temmuz'a kadar ABD'yi terk etmesi gerekeceğini de sözlerine ekledi.

 


Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'a gönderilen mektupta da F-35 projesinden Türkiye'nin çıkarılacağı belirtildi.

Metnin tamamı şöyle:

Sayın Bay Bakan,

Sizi Nisan’da Pentagon’da ağırlamak ve 28 Mayıs’ta beni telefonla aramış olmanız memnuniyet vericiydi. Görüşmelerimizin kıymet veriyor ve 6 Nisan 2019 tarihli mektubunuz için teşekkür ediyorum. ABD, ABD-Türkiye diyaloguna ve stratejik ortaklığına büyük değer vermektedir.

‘S-400 EĞİTİMİNE PERSONEL GÖNDERMENİZ HAYAL KIRIKLIĞI’

Ne var ki, Türkiye’nin S-400 sistemleri üzerine eğitim almak için Rusya’ya personel gönderdiğini öğrenmekle hayal kırıklığına uğradık. 28 Mayıs’taki telefon konuşmamızda da tartıştığımız üzere, eğer Türkiye S-400 tedarik ederse, ülkelerimiz Türkiye’nin F-35 programını sürdürmemesi üzerine bir plan geliştirmek zorundadır. Değerli ilişkimizi sürdürmeyi gözetmekle birlikte, Türkiye S-400 teslimatını kabul ettiği takdirde F-35 almayacaktır. S-400 tutumunuzu değiştirme seçeneğiniz halen bulunmaktadır. Haziran 2019 Brüksel toplantımız öncesinde, ABD’nin Türkiye’nin 31 Temmuz itibarıyla F-35 programına katılımını askıya almak üzere [planladığı] eylemlerinin bir özetini [mektuba] ekledim. Bu takvim, eğitim gören Türk F-35 öğrencilerinin, tamamı olmasa bile çoğunun, derslerini 31 Temmuz’da ABD’den ayrılmadan önce tamamlamalarına imkân tanıyacaktır. Milli Savunma Bakanlığını da Türk personele Birleşik Devletlerde yeni F-35 eğitim programı başlatmasını önermediğimizi, yakın gelecekte [mevcutların] geri çekilmesini beklediğimizi bildirdik.

‘F-35 TÜRKİYE’NİN KATILIMI DIŞINDA İLERLEYECEK’

Türkiye’nin F-35 programının idari faaliyetlerine katılımına, usulüne uygun şekilde son vermeyi sağlamak amacıyla, 12 Haziran 2019’da yapılacak yıllık F-35 İcra Kurulu Başkanları Yuvarlak Masa toplantısına Türkiye’nin katılımını öngörmemekteyiz ve programın yönetişim belgelerinin güncellenmesi de Türkiye’nin katılımı dışında ilerleyecektir.

‘YAPTIRIMLAR DEVREYE GİRECEK’

F-35’ler dair bütün eylemler Türkiye’de S-400 mevcudiyetinin riskleri üzerine temellendirilmiştir ve Rusya’ya ilişkin Amerika’nın Hasımlarına Yaptırımlarla Karşıkoyma Yasası (CAATSA) yaptırımlarından ayrıdır. Kongre’de her iki parti [Cumhuriyetçi ve Demokrat] tarafından S-400 edinmesi halinde Türkiye’ye CAATSA yaptırımları uygulanması konusunda güçlü irade mevcuttur.

‘MİLLİ GELİRDE KAYIPLAR YAŞANACAK’

F-35 gibi platformların güvenliğini tehdit etmesine ek olarak, Türkiye’nin S-400 tedariki ulusunuzun Birleşik Devletlerle ve NATO bünyesinde işbirliğini geliştirme ve koruma imkânlarını aksatacak, Türkiye’nin Rusya’ya stratejik ve ekonomik aşırı-bağımlılığına yol açacak ve Türkiye’nin savunma sanayi ve iddialı ekonomik kalkınma hedeflerini baltalayacaktır. Bu yolda devam[ınız] istihdamda, milli gelirde ve uluslararası ticarette kayıplara neden olacaktır. Başkan Trump’ın hâlihazırda 20 milyar dolar olan ikili ticaret hacmini 75 milyar dolara yükseltme kararlılığı da, ABD’nin CAATSA yaptırımları ilanıyla tehlikeye düşebilecektir.

Sizi temin etmek isterim ki, bu konuyu derin güvenlik işbirliğimizin diğer boyutlarını koruyacak saygılı bir şekilde ele alıyoruz. Cevabınızı ve yol haritamızı belirledikçe görüşmelerimizin devamını beklerim.”

Azerbaycan Cumhuriyeti 100. yılını kutluyor...
 
Azerbaycan'da, 28 Mayıs 1918'de ilan edilen Cumhuriyet'in 100. yıl dönümü kutlanılıyor.
 
AZERBAYCAN GRAFİK 61734893 379743946219599 8457472766889689088 n 9edad

Bakü, Ermeni ve Bolşevik çetelerinin işgali altında olduğu için Fethali Han Hoyski başkanlığında oluşturulan geçici Azerbaycan hükümeti, faaliyetini bir süre Gence şehrinde sürdürdü.

Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilk tanıyan Osmanlı Devleti oldu. İki devlet arasında 4 Haziran 1918'de yapılan anlaşma çerçevesinde, giderek artan Ermeni ve Bolşevik tehditlerine karşı Nuri Paşa (Killigil) komutasındaki Kafkas İslam Ordusu yardıma geldi.

Göyçay, Salyan, Ağsu ve Kürdemir'i Bolşevik birlikleri ve Ermeni çetelerinden temizleyerek, 15 Eylül 1918'de Bakü'yü kurtardı. Kafkas İslam Ordusu, Bakü'nün kurtuluşu için yaptığı savaşlarda 1130 şehit verdi.

Azerbaycan'da, kısa sürede ekonomi, eğitim, din ve vicdan özgürlüğü alanında reformlar yapılarak ülke tarihinde ilklere imza atıldı. Cumhuriyetin "İstiklal Bildirisi"nde, ırk, din, mezhep ve cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm yurttaşlara eşit haklar tanındı. Azerbaycan, Müslüman Doğu'sunda kadınlara seçme hakkı tanıyan ilk ülke oldu. Ülkenin kendi para birimi ve posta pulları tedavüle girerken Devlet Bankası ve Bakü Devlet Üniversitesi kuruldu.

Dış tehditlere karşı 26 Haziran'da Azerbaycan kendi ordusunu kurdu ve bu ordunun oluşumunda Osmanlı subayları önemli rol oynadı.

Hükümetin 27 Haziran 1918'de aldığı kararla Türk dili devlet dili olarak ilan edildi, daha önce çoğunda Rusça eğitim yapılan ortaokullarda Türkçe eğitim yapılması zorunlu kılındı.

7 Aralık 1918'de 120 sandalyelik parlamento faaliyete başladı. Ülkedeki tüm siyasi parti ve etnik grupların temsil edildiği parlamento, faaliyet gösterdiği 17 ay süresince 230 yasa tasarısı kabul etti.

Azerbaycan Cumhuriyeti, 28 Nisan 1920'de Sovyet ordusunun ülkeyi işgaliyle son buldu.

Sovyetlerin dağılmasının ardından tekrar bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan, 1918-20 yıllarında faaliyet gösteren Azerbaycan Cumhuriyetinin varisi olarak kabul ediliyor.

türk azeri bayraklarıR0uBjSj6WE2Z cc600

 
İKİ DEVLET TEK MİLLET...
 
Türkiye Cumhuriyeti ve Azerbaycan Cumhuriyeti tarihte Tek Millet ve İki Devlet olarak anılmaktadır...

Ortadoğu’yu kan ve gözyaşıyla dizayn etme peşinde olan Trump yönetimi, yeni Körfez savaşına zemin hazırlayacak planında ikinci aşamaya geçti. Bölgeye, bin 500 askerle birlikte bir Patriot taburu ve savaş uçağı filosu gönderileceği ortaya çıktı. Pentagon’dan “Sevkiyatın devamı da olabilir” açıklaması geldi.İran’a karşı Ortadoğu’ya silah ve asker yığmaya devam eden ABD Başkanı Trump, Körföz’e konuşlandırılacak bin 500 askere de onay verdi. Trump ayrıca Yemen’i kendi silahlarıyla kan gölü haline getiren Suudi Arabistan ve BAE’nin yanı sıra Ürdün’e istediği kadar silah satmak için Kongre’yi baypas etti. Beyaz Saray ilk olarak 8.1 milyar dolarlık 22 silah anlaşmasını onayladı...

İran’a karşı Ortadoğu’ya silah ve asker yığınağına devam eden ABD Başkanı Donald Trump Yemen’i kan gölüne çeviren müttefikleri Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri’nin yanı sıra Ürdün’e silah rahatça silah satabilmek için Kongre’yi baypas etme kararı aldı. ABD’de hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçi Kongre üyeleri Suudi Gazeteci ve Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın talimatıyla öldürülmesinden dolayı Trump yönetiminin Riyad’a silah satışını durdurmasını ve Yemen konusunda desteğini çekmesini istemişti. Trump İran’la yaşanan gerilim yüzünden ulusal acil durum olduğu gerekçesiyle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’e 22 anlaşmayı içeren 8.1 milyar dolarlık silah satışının önünü açtı. ABD hükümeti, silah satışının gecikmesi halinde müttefik Arap ülkelerinin bundan olumsuz etkilenebileceği gerekçesini öne sürerek, 22 kalemden oluşan ticari anlaşmaları Kongre’nin gerekli olan denetimini beklemeden imzaladı.Trump, yönetimi bu konudaki kararını da Kongre’ye bildirdi. Normal koşullar altında bu tür satışlarda Kongre onayı gerekiyor. Konuya ilişkin açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, silah satışı ile Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün’ün, İran’ın saldırgan tavrına karşı korunduğunu dile getirdi. Pompeo satılan silahların Ortadoğu’daki istikrarı artıracağını savundu.

Bu arada bazı Kongre üyeleri ve danışmanları hafta başında, Raytheon tarafından üretilen tam isabet güdümlü mühimmatın Riyad’a satışı gibi büyük silah satışlarını Kongre’nin bloke etmesine tepki gösteren Donald Trump’ın silah denetimi yasasındaki bir boşluğu kullanıp ulusal acil durum ilan ederek söz konusu satışın önünü açmaya çalıştığını söylemişti.

Trump’ın Kongre’yi baypas ederek Suudi Arabistan’a silah gönderme kararı aldığı gün Riyad Yemen’de yine masum kanı döktü. Husiler, Yemen’in Taiz ilinde Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin düzenlediği hava saldırısında 4’ü çocuk 13 sivil yaşamını yitirdiğini duyurdu. Hadiri daha fazla bilgi paylaşmazken Yemen hükümeti ve koalisyon güçlerinden konu ile ilgili henüz açıklama yapılmadı.

 


SURİYE VEYA IRAK’A BİN 500 ASKER:

Bu arada ABD Başkanı Trump, bölgedeki gerginliği dahada artıracak bin 500 ek asker sevkıyatına da onay verdi. Onay sonrası konuşan Trump bin 500 askerin büyük ölçüde koruyucu bir rol üstleneceğini söyledi. Trump bölgede askeri çatışma olasılığını güçlü görmediğinin mesajını verdi, “Ortadoğu’da takviye korumaya ihtiyacımız var. Çoğu koruma amaçlı az sayıda asker göndereceğiz” dedi. İran’ın ABD ile karşı karşıya gelmek istemediğini düşündüğünü belirten Trump “Ama nükleer silaha sahip olamazlar. Bunu da anlıyorlar” diye de ekledi. Gelecek haftalarda konuşlandırılmaları beklenen askerlerin görevleriyle ilgili ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan yazılı açıklama yaptı. Bin 500 askeri personel, Patriot sisteminde görevli olacak tabur, takviye istihbarat unsurları, gözlem ve keşif uçaklarının yanı sıra bölgede ABD’ye ait unsurların korunmasına yönelik önlemlerin geliştirilmesi için mühendis, caydırıcılık kapasitesini arttırmak üzere de görev gücünü kapsıyor. Pentagon’dan yapılan açıklamaya göre askerler Irak ya da Suriye’ye konuşlanmayacak. Askeri sevkiyat Patriot füze bataryasında görevli olacak personeli ve mühendisleri de kapsıyor. Öte yandan bin 500 askerin ilk sevkıyat olacağı yeni askerlerinde gönderilebileceği belirtiliyor.

 

İran’la savaş Irak ve Vietnam’dan kötü olur...

Trump’ın İran politikasını sert eleştiren Demokrat Partili senatör Bernie Sanders,Vietnam ve Irak’ı hatırlatarak, İran ile savaş çıkmaması için elinden geleni yapacağını açıkladı. 2020’deki seçimler için aday adayı olan Sanders, “Vietnam konusunda haklıydım. Irak konusunda haklıydım. İran’la savaşı önlemek için elimden gelen her şeyi yapacağım. Kimseden özür dilemiyorum” dedi. “Son zamanlarda savaşa karşı çıktığım için biraz eleştirildim. Ve benim inancım, uluslararası çatışmayı çözmek için savaşa girmeden mümkün olan her şeyin yapılması yönünde” diyen Sanders paylaştığı videoda şunları söyledi: “Vietnam’daki savaşa karşı oldum. Beyaz Saray’ın bir üyesiyken Irak savaşına karşı çaba gösterdim çünkü Cheeney ve Bush’un kitle imha silahları hakkında yalan söylediklerini biliyordum. Bu savaş ve bu oylama, ABD’nin modern tarihteki en kötü dış politika hatasıydı. Irak’taki savaşın bir felaket olduğunu düşünüyorsanız, sanırım İran’daki savaş bunun çok daha kötüsü olacaktır. Öyleyse birlikte çalışalım ve savaşı önleyelim”

Çin'in toplama kamplarındaki Tatarlar...

 

Türk coğrafyası konusunda araştırmalarıyla tanınan Arizona Üniversitesi'nden akademisyen Mehmet Volkan Kaşıkçı, Çin baskısının bilinmeyen boyutunu yazdı: Toplama kamplarındaki Tatarlar...


MEHMET VOLKAN KAŞIKÇI

Ekim 2018’de Rusya Müftüler Konseyi Başkanı Ravil Gaynutdin Kazakistan’da katıldığı bir toplantıda kendisine Çin’deki Müslümanlar’ın durumu hakkında gelen bir soru üzerine, defalarca Çin’e gittiğini ve Çin’deki Müslümanlarla görüştüğünü, Çin Müslümanları Birliği’nin kendilerine verdiği bilgilere göre Çin’deki Müslümanlar’ın baskı altında olmadığını ve ayrımcılık hissetmediklerini söyledi. Gaynutdin’in Doğu Türkistan’da yaşananları inkarından birkaç gün sonra Tataristan müftüsü Kamil Samigullin kendi instagram hesabında Çin’deki İslam karşıtı politikaları kınadığını açıkladı.

Aslında Gaynutdin’in Çin’de yaşananlardan haberdar olmaması pek mümkün değildi, zira Rusça basında Doğu Türkistan’daki durumla ilgili birçok haber çıkmıştı. Rus basınının yayımladıklarının çoğu Batı medyasında çıkan haberlerin tercümesiydi. Ancak Doğu Türkistan’daki distopik gözetim rejimini en çarpıcı şekilde tasvir eden yazılardan biri Rus basını kaynaklıydı. 2018 yazında Doğu Türkistan’a seyahat eden ve anadilinin Rusça olduğunu bildiğimiz yazar adını gizlemişti. “10 Milyon Uygur için Toplama Kampı” başlığıyla Eylül ayında yayınlanan yazı, hala Doğu Türkistan’da yaşananları en detaylı şekilde ele alan birkaç tasvirden biridir. Rusya’da konuyla ilgili fazla ses getirmeyen birkaç aktivizm örneği de görüldü. 11 Kasım 2018’de Rusya vatandaşı Uygurlar Doğu Türkistan’daki durumla ilgili bir bildiri yayınladılar. Doğu Türkistan’daki toplama kampları ve teknolojik gözetim sistemi hakkında bilgi veren bildiri, Rusya vatandaşı Uygurların Çin’deki akrabalarıyla görüşemediklerini ve vize sorunları yaşadıklarını dile getirdi. Bu sorunların çözümü için Rusya Federasyonu Başkanı ve Dış İşleri Bakanlığı’na taleplerini ilettiler. 26 Aralık’ta bir grup Tatar aktivist Çin’in Uygurlar, Tatarlar, Kazaklar ve Kırgızlara yönelik politikasını protesto etmek için küçük bir eylem gerçekleştirdi. Ancak Çin Konsolosluğu önünde eylem yapma talepleri bir bahaneyle reddedilip, başka bir alana yönlendirildiler.

ishak 12976

Çin'in esir kampında tuttuğu Tatar Türklerinden Marat İshakov,
eşi Seyyare ve oğlu Ilfat ile beraber.

 

ÇİN TAKİBATI KAZAN TATARLARINI DA HEDEF ALIYOR!

İşte şu an geldiğimiz noktada distopik bir gözetim rejimi kurulması ve bir milyondan fazla insanın toplama kamplarına kapatılması yanında en önemli politika değişikliklerinden biri Kazaklar, Kırgızlar ve sayıları çok daha az olan Tatarlar gibi Türk halklarının hepsinin Uygurlar’la aynı muameleye tabi tutulması. 2007’de Rusya ziyareti sırasında Hu Jintao Tataristan’a da gitmiş ve o zamanki cumhurbaşkanı Mintimer Şaymiyev’lebuluşmuştu. Tataristan Cumhurbaşkanı Rustam Minnihanov ise 2014’te Çin’i ziyaret ettiğinde Urumçi’de Tatar toplumu ile de görüşmüştü. Ancak son iki üç yılda bütün bunlar bir anda değişti. 2000’lerde çok sayıda Çin vatandaşı Tatar eğitim almak için Tataristan’a gitmeye başlamıştı ve Hu Jintao da Kazan’ı ziyaret ettiğinde bu öğrencilerle bir araya gelmişti. Bugün geldiğimiz noktada ise Tataristan’da okumak Tatarlar için Doğu Türkistan’daki toplama kamplarına alınmak için en başta gelen sebeplerden biri haline gelmiş durumda.

Doğu Türkistan’da Tatarların tutuklanmaya başlamasıyla ilgili en ayrıntılı haber 13 Ağustos 2018’de Özgür Avrupa Radyosu’nun Tatar servisi (Azatlık Radiosı) tarafından “Tatarlar’a da giriştiler” başlığıyla verildi. Haberde Rusya’da vatandaşlık almak zor olduğundan Çin’e dönmek zorunda kalan Tatar ailelerinden haber alınamadığı ve Avustralya’daki Tatarlar’ın Doğu Türkistan’daki yakınlarıyla hiçbir şekilde haberleşemedikleri bildirildi. Avustralya’daki bir Tatar Urumçi’deki iki akrabasının da toplama kampına alındığını bildirmişti, ancak ne yazık ki isimlerini belirtmedi. Bu akrabalardan birinin Japonya’da okumuş olmasından dolayı mı kampa alındığını soruyordu. Kazan’da eğitim alan bütün öğrenciler sosyal medya hesaplarını kapatmışlardı ve önceki yıl Doğu Türkistan’ı ziyaret etmiş olan Rinat Nasırov da Urumçi’de ellerinde silahla dolaşan polis sayısındaki gözle görülür artış ve gözetim teknolojilerini açıklıyordu. Nasırov’un değindiği, birçok uzman tarafından teknolojik bir distopya olarak adlandırılan gözetim sistemlerindeki gelişmelerden Rusya’nın habersiz olmadığını biliyoruz. Zira korkutucu bir gelişme olarak Rusya’nın ve bazı Rus şirketlerinin Doğu Türkistan “laboratuvar”ındaki gelişmelerden etkilendikleri ve bunlardan faydalanmak istediklerini biliyoruz. Rusya’da şimdiden yüz tanıma sistemlerinin kullanılmaya başlanması bir yana, bu mevzuda başı çeken idari birimin Tataristan olması meseleyi doğrudan konumuzla ilgili kılıyor. 2018’in Kasımında Tataristan başkan yardımcısı, Kazan şehrinde yeni bir güvenlik modeli geliştirmek için Çinli şirketlerle temas halinde olduklarını duyurdu.

Bahsi geçen Azatlık haberinden birçok Tatar’ın toplama kamplarına alındığını anlasak da, tutuklanan yalnızca tek bir kişiyi adıyla sanıyla öğrendik: Torsıntay Galiev. Girişimci Galiev, Çin Tatarlarının Kazan’da okumasını organize eden kişilerden biriydi. Urumçi’nin merkezinde birkaç dükkânı olan tüccar Galiev, başta Rusya ve Türkiye olmak üzere birçok ülkeyle ticaret yapmıştı. Dünya Tatar Kongresi’nin toplantılarına da katılmıştı. Haberden Galiev’in tam 25 yıl cezaya çarptırılarak (muhtemelen Urumçi’de) bir hapishaneye gönderildiğini öğreniyoruz. Bilgiyi veren kişiye göre ceza almasının sebebi Türkiye’ye birçok kez seyahat etmesi. Ama yukarıda yazılanlardan anlaşılacağı gibi Tatar toplumu içinde önde gelen aktif bir kişi olması, Tatar öğrencilerin Kazan’a gitmesinde rol alması ve Türkiye dahil birçok ülkeyle ticaret yapması gibi faktörlerin hepsi muhtemelen cezasında rol oynadı.

 


Ancak Galiev Doğu Türkistan’da tutuklanan tek Tatar değil. Xinjiang Victims Database adlı uluslararası veritabanını tutan Gene Bunin 7 Mayıs 2019’DA kendi sosyal medya hesabından şu ana kadar Doğu Türkistan’da toplama kampına veya hapse kapatılan 5 Tatar’ın belgelendiğini (Galiev dahil değil); nüfusa oranla Doğu Türkistan’daki her 6100 Uygur için 1, her 6000 Özbek için 1, her 1300 Kırgız için 1 ve her 1000 Tatar için 1 kişinin belgelendiğini yazdı (15 Mayıs 2019 itibarıyla toplam 4076 kişi bu veritabanında belgelenmiş durumda. En fazla tanıklık Atajurt üzerinden Kazaklar’dan geldiği için her 800 Kazak için 1 kişi, en az tanıklık Huiler/Dunganlar için geldiği için her 200.000 Dungan için 1 kişi belgelenmiş durumda). 2000 nüfus sayımına göre Doğu Türkistan’da yalnızca 4895 Tatar bulunuyor. Bu kadar az nüfusa sahip bir grup için bu kadar kişinin belgelenmesi mevcut siyasetin Tatarları da en az Uygurlar ve Kazaklar kadar etkisi altına aldığını gösteriyor.

TOPLAMA KAMPLARINA ALINAN TATARLARIN İSİMLERİ

Veritabanında belgelenmiş beş kişi şunlar: Şafkat Abas, Sabidulla Saypil, Abdigaim Kumar, Hamit Çıngız ve Marat İshakov. Bunlardan dördü toplama kampına alınırken, Şafkat Abas’ın ailesi Uluslararası Af Örgütü’ne Abas’ın hapiste olduğunu aktardı. Hoten’deki Sincan Uygur Tıp Koleji’nde 5 yıl geleneksel Uygur tıbbı okuyan Abas’ın kendi tıp kliniği bulunuyordu. Yabancı internet sitelerine girdiği, dini kitaplar bulundurduğu ve imam olan bir hastasıyla görüştüğü gerekçesiyle 13 Mart 2017’de tutuklanarak hapse gönderildi. Mayısta Avustralya’da bulunan kardeşi Urumçi’ye gelerek Abas’ın durumu hakkında bilgi edinmek istedi. Polis kardeşiyle görüşemeyeceğini, ama iletişim bilgisini bırakırsa daha sonra kendisine bilgi verileceğini söyledi. Tabi ki hiçbir zaman Abas’ın kardeşine bilgi verilmedi. Veritabanındaki 5 Tatarın dördü dinle ilgili sebeplerle tutuklandı. 1966 doğumlu Sabidulla Saypil, 16 Nisan 2018’de Sanjı (Changji)’da tutuklanrak toplama kampına gönderildi. Kazakistan vatandaşı olan kardeşi Samigolla Saypil’in Atajurt’a gelerek verdiği tanıklıkta ifade ettiği üzere, Saypil 1985 yılında Turfan’da bir dini okulda 3 ay kadar eğitim aldığı için toplama kampına gönderildi. Aslında tam olarak aynı sebeple toplama kampına alınan bir kişi daha vardı. Yarı Tatar olduğunu tahmin ettiğimiz (resmi milliyeti belirtilmemiş) Saypil’in kuzeni, 1967 doğumlu Erkin Vali de aynı okulda eğitim aldığı için şu an toplama kampında.

Bu beş Tatardan ikisi, Atajurt’a verilen tanıklıkların ardından toplama kampından çıktı. Muhtemelen halen ev hapsinde tutuluyorlar. Bunlardan ilki 1982 doğumlu Tatar imam Abdigaim Kumar. Abdigaim, 2000-2002 arasında üç yıl Tekes’te bir medresede okuyarak imam olmuştu. Daha sonra İli’de Çin devletinin resmi imamı olarak görev yaptı. 2007 yılında bir süreliğine Tataristan’da bir dini okulda eğitim aldı. Abdigaim 2017 Martta toplama kampına gönderildikten sonra, Kazakistan vatandaşı olan ablası Munira Kumar birçok kez Atajurt’a gelerek iki çocuğu babasız kalan kardeşi için tanıklık verdi. Bunun neticesinde Abdigaim 28 Aralık 2018’de kamptan çıkarıldı. Munira’nın hakkında tanıklık verdiği tek kişi kardeşi değildi. 50 yaşlarındaki amcasının oğlu Hamit Çıngız da toplama kampına gönderilmişti. Hamit sıradan bir çiftçiydi ve üç çocuğu vardı. Ancak namaz kılması toplama kampına gönderilmesi için yeterli bir sebepti. Munira’nın Atajurt’a başvurularının ardından nihayet 24 Ocak’ta o da kamptan çıktı.

ÇİN TAKİBATI HEDEF AYIRT ETMİYOR

Veritabanındaki beş Tatar arasında dinle ilgili bir sebeple tutuklanmayan tek kişi 1982 doğumlu Marat İshakov. Marat’ın toplama kampına gönderildiğini, Abduveli Ayup tarafından hazırlanan ve Uygur diasporası tarafından teyit edilen “2016’dan bu yana Çin’de tutuklanan Uygur aydınları” listesinden öğrendik. Aydınlar, hatta daha genel olarak hangi alanda olursa olsun toplumun ileri gelenleri Çin tarafından çok şiddetli bir şekilde hedefleniyor. Akademisyen, gazeteci, yazar, sanatçı, iş adamı kim varsa hepsinin kökü kurutulmuş durumda. Belirtilen listeye göre Marat Urumçi’deki 14 No’lu okulda Çince öğretmenliği yapmaktaydı. Ancak ulaştığım bir sosyal medya hesabına göre Sincan Üniversitesinde haberleşme mühendisliği okumuş.

Bir akrabasının bana aktardığı bilgiye göre Kasım 2018’de toplama kampına gönderilen Marat’ın Ilfat adında 8 yaşında bir oğlu bulunuyordu. Uygur olan eşi Seyyare şu an için serbest. Sosyal medya hesabından Marat’ın ailesine ne kadar düşkün olduğu görülüyor. Bunun yanında iyi derecede İngilizce bildiği anlaşılan Marat’ın, 2005 yılında Rusça öğrenmek için bir süre Kazan’da kaldığını da yine bahsi geçen akrabasından öğrendim. Tataristan’da okuması veya yabancılarla münasebetleri nedeniyle kampa alınmış olması muhtemel. Marat’ın dünyayı yakından takip eden biri olduğu belli. 13 Kasım 2015’teki Paris saldırılarından sonra Marat profil fotoğrafını Fransa bayrağıyla çerçevelemiş. Aslında Marat’ın örneği Çin’in ekstremizm, radikal İslam gibi iddialarının ne kadar absürd olduğunu çok net şekilde ortaya koyuyor. Marat Real Madrid taraftarı ve Cristiano Ronaldo hayranıydı. Michael Jackson, Adele ve Eminem dinliyordu. Özellikle rengarenk düğün fotoğrafları, hayat dolu biri olduğunu net bir şekilde gösteriyor. İşte Çin’in absürd iddialarının aksine radikalizmle uzaktan yakından en ufak bir alakası olmayan Marat şu an bir toplama kampında bulunuyor. Son derece eğitimli ve aydın bir kişi olan Marat’ın herhangi bir “mesleki eğitim”e ve Çince öğretmenliği yapan biri olarak Çince öğrenmeye ihtiyacı olmadığı açık. Marat, Çin’in Uygurlar başta olmak üzere bütün Türk azınlıkların elitlerini yok etme amacı güttüğü kültürel soykırımın bir kurbanı.

Marat aynı zamanda meşhur bir Tatar ailesinden geliyor. Dedesi Asgat İshakov (1921-1976), 1944-1949 arasında bağımsız olarak varlığını sürdüren Doğu Türkistan Cumhuriyeti milli ordusunda görev yapmış, 1950’den itibarense Çin Halk Cumhuriyeti güçlerine katılmıştı. 1976’da Kültür Devrimi sırasında öldürüldü. İlerleyen yıllarda itibarı iade edilecekti. Asgat’ın kardeşi Margub İshakov (1923-1993) ise çok daha meşhur bir askerdi. Doğu Türkistan milli ordusunun kurucularından olan Margub, Kuomintang güçlerine karşı savaştı. 1955 yılında Çin Ordusu’nda general rütbesine yükseldi. 1960’ta Sovyetler Birliği’ne göç ederek Sovyet ordusuna hizmet etti. 1993’te Almatı’da vefat etti.

YETKİLİLER HESAP SORACAK MI?

Elimizde net olarak bilgisi olan Tatarlar bu kadar. Ancak daha birçok Tatar’ın Doğu Türkistan’daki toplama kamplarında bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Munira Kumar, abisi ve amcaoğlu için verdiğitanıklıkta soyadını bilmediği Tursun adlı birinden de bahsediyordu. Tursun’un çocukları Tataristan’da okuyordu ve kendisi de bir süre sonra oraya göçmüştü. Ancak bu süreç içerisinde otoriteler tarafından Doğu Türkistan’a çağırılıp, karısı ve kızıyla beraber toplama kampına alındı. Aslında Munira’nın iddiasına göre 2007-2008’lerden itibaren her yıl Çin vatandaşı olan yaklaşık 30 Tatar eğitim için Tataristan’a gidiyordu ve şu an bunların ya kendileri, ya anne babaları hepsi toplama kampına alınmış durumda. Çin’deki Tatar nüfusunu düşündüğümüzde Munira’nın verdiği sayı abartılı olabilir. Ancak iddiasını teyit edemesek de, Doğu Türkistan’daki toplama kampları hakkında artık çok iyi bildiğimiz bir şey var: toplama kamplarına alınmada en yaygın “sebep” yurtdışı bağlantısı. Yani yurtdışında yaşayan, yabancılarla ahbaplık eden ve hele hele yurtdışında okuyan kişiler en sert şekilde hedeflenip toplama kampına gönderilenler. Bu da Munira’nın iddiasının doğru olabileceğini gösteren bir şey. Tataristan’da eğitim alan Çin vatandaşı Tatarlar’ın sayılarının ve listelerinin Tataristan Eğitim Bakanlığı’nca açıklanması ve bu öğrencilerin hepsinin bakanlık ve Tatar üniversiteleri tarafından nerede, ne halde olduğunun incelenmesi gerekmekte. Tatar otoritelerinin, bir Tatar üniversitesinde okumayı toplama kampına gönderilme sebebi olarak kabul eden Çin’e, öğrencilerinin akıbetlerini sormalarını umuyorum.

KAYNAK: KIRIM HABER AJANSI WEB SİTESİ

 

Gazeteler

Designed by: Masoud